KÖMÜR GÖZLÜM
Gittiğin günden beri yollarına bakarım
Sen salın gel yanma kan gülleri takarım
Kömür gözlüm sende sevda ne arar
Şirin sözlüm sende vefa ne arar
Sevmişim yar yüreğim ona yanar
Kapıldım gidiyorum umudum yok yarına,
Artık serimi koydum ben bu aşkın yoluna
Kömür gözlüm sende sevda ne arar
Şirin sözlüm sende vefa ne arar
Sevmişim yar yüreğim ona yanar
İLK AŞK
Onbeşinde oğlan
Ayın ondördü kız
Konfeksiyon atölyesinde overlokçu
Dal gibi kömür gözlü mustafa
Ayakçı diyorlar buralarda
sekiz kardeşten biriydiler
Orta ikiden terk ikside
kahrolası sınıfları geçemediler
Boyunları bükük kaldı
Babalarının yüzünün karası
Komşulara bakamadı anaları
Daracık cocuk omuzlarına
yükleyiverdiler
Göğüslerinde serçe yüreği
büzülüp kaldılar tek odanın köşesine
gözyaşlarıyla ıslanmış karneleri ellerinde
Aynı gün doğumunda
işe verildiler
kız makinacı oldu
mustafa onuda bilemedi
yine sınıfta kaldı
Ayakçı yada ortacı dediler
Almanlara gömlek dikildi
gece mesaileri uzunmu uzun
pembecik ciğerleri söküldü
Almana ne patrona ne
gülnazla mustafa
yüzlerinde ergenlik sivilceleri
biri adamı biri olgun kadını oynuyodu
ve karanlıkta yalnız kalmaktan
Birbirinden saklı ikiside korkuyordu
yine bir gece mesaisinde
sokuldular birbirine
kız yorgun ellerini
tutuşturdu oğlanın yanan ellerine
Uyudular
oysaki
gülnazın dikilecek bir partisi
mustafanın süpürülecek
yerleri vardı
hem ertesi gün
kız başlayıp bir atkı örecek
oğlan ipe boncuktan kolye dizecekti
Güneşle bir kovuldular
Karışmış adımlarını
ayırırken caddenin sonunda
yine sınıfta kalmış
işsiz iki çocuktular
KESTİRMEDEN DÖN
Adam
Döndü dönmesine ama;
Kadın
Dağıtmıştı tokalarını
Kesmişti yani saçlarını.
Birinin ardından kesiyorsa
Bir kadın saçlarını felakettir.
Gitmek için kapıya yöneldiğinde
Gitmek düşmüştür bir kere içlere
Dönmek için artık çok geçtir.
Hayata Sığamayanlar
Onlarla karşılaştığınızda garip, kozmik bir ışın sarar sizi. Neden etkilendiğinizi bilemezsiniz. Yüzleri bir bütündür. Her parça diğerini amansız bir biçimde tamamlar.
Farklılıklarını kader gibi taşıyan bu insanlara tepkiniz, önce hayranlık, sonra öfke, daha sonra çığlık çığlığa kaçma isteğidir. Şaşırmazlar, sizin gibileri çok görmüşlerdir. Onlarla yaşamanın zor olduğunu iyi bilirler. Çünkü, bu dünyaya herhangi bir rolü oynamaya değil, hayatın kendisi olmaya gelmişlerdir.
İnsanlar, sık sık o büyük acılarını anlatmak için onları arar. Dinlemesini iyi bilirler. Kendi yaşamları sanki yoktur. Soluk soluğa başkalarının yaşamlarında koşarlar. Kendilerini doruklarda, yalnızca doruklarda tüketirler. Kişilikleri yoktur. Kişiliğin, kişiliksizlik olduğu bilincindedirler. Bu nedenle onları, sevdiğiniz her şeye benzetebilirsiniz; anne, sevgili, gökyüzü ya da bir film karesi.
Sanatçı olmasalar da sanatçı gibi yaşarlar. Sorularla. Yanıtını aldıkları bütün soruların, sorusunu sorarlar. Bütün kavramları, kendileri isimlendirirler. Ahlaksızdırlar. Sezdikleri her şeyi yaşarlar. Sürekli, sevinç ve keder içinde. Herkesin "yeter" dediği yerde, "yeni baştan" diyerek. Kırılgan, ama umarsız değillerdir.
Kendilerinden başka hiç kimseyi incitmeyi başaramadıkları için, bu dünyaya başarısız olmaya gelmişlerdir. "Tek savunmaları, savunmasızlık"tır. Kimseyi yargılamayı bilmezler. Hiç bir canlıyı öldüremez, zarar veremezler.
Öğretilerinde, "karşı koyma" sözcüğü yoktur. Bir çocuğun tek bir gözyaşına bile yaşamlarını vermeye hazır oldukları bu dünyaya, asla seyirci kalamadıkları için, çoğunlukla intihar ederler. İntiharı herhangi bir nedenle erteleyenleriyse, intihar biçiminde bir yaşam sürdürürler.
Kendilerini merkeze koymayı asla beceremezler. Baş eğişleri çaresizlikle karıştırılır çoğu zaman. Ama kendilerinin ya da başkalarının onurunu korumak söz konusu olduğunda, " Bir karadağ tabancası" gibi sakladıkları başkaldırılarını gün ışığına çıkarırlar. Başkaldırırlar, çünkü, salt duygu olarak yaşarlar. Başkaldırırlar, çünkü, görev bilinci yerine sevgiyi koymuşlardır, ödünsüz ruhları başka türlü var olamadığı için.
İvan´ı anlar, Alyoşa´yı hisseder, Dimitri gibi yaşarlar ve arkalarında bir mor menekşe mutlaka bırakırlar; başkalarının acılarını sarsın diye. Onlar, bu dünyayı "güzeltmeye" gelmişlerdir. Umutsuzluktan yola çıktıklarını, daha çocukluklarında hissederler. Bize böylesine saf görünmeleri, çocukluklarını yaşatmaları değil, çocuk olmalarıdır. Kendinden başka rolü olmayan bir çocuk. Önünde diz çöktükleri tek şey mağara duvarına o resimleri çiziktiren insan elidir.
Bir gün, bir şarkıda, bir kokuda ya da aynada onlarla buluşursanız, ne olur kendinizi esirgemeyin.
Bir an için bile olsa.
Çünkü onlar, "an" lara inanırlar ve o "an " için yaşarlar.
Yelda Karataş
Ürperme
1996
sağolasın sen hatırlatınca tekrar baktım öyle işte yaşananlar baktığın yönle ilgili
birşeyi evirip çevirirsen gülünesi yanını bulursun
yoksa bu hayat çekilirmi
hayatı biz çok ciddiye alıyoruz
Halbuki o bizi iplemiyor bile
blogundaki resimleri ve resimlerdeki ruh hallerini,o günün şartlarını ince espri anlayışınla betimlemene bayıldım doğrusu,özellikle duvar dibinde hülyayı bekleme pozisyonu ve ona bir türlü açılamama, bir günaydın bile diyemedim hallerine :) bunun sebeplerini o kadar iyi ortaya koymuşsunki.
hayırlı sabahlar tane ee yaş ilerleyince uykununda tadı yok ne yani bunca yıl uyudunda ne oldu halbuki şu kısacık ömürde gözün mümkün olduğu kadar açık kalmalı sizler akıllısınız iyisiniz gençlik resimlerini karıştırıyordum düşünsene 40 yıl öncesi tatlı hüzün çöküyor içinize hadi dedim buraya taşıyayım
iş görüşmende başarılar sonucunu muhakkak yaz
daha önce çalıştığın yer sana referans olur görüşmeye kendinden emin olarak git hiç aşağıdan alma kim olduğunu göster onlara hadi tane sana güveniyorum
Yaşamaya Dair 1
Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.
Nazım Hikmet
boynuna o yeşil fuları sarma çocuk
gece trenlerine binme
kaybolursun
sokaklarda mızıka çalma çocuk
vurulursun
Attilâ İlhan
|
|
kadın1669 üyesi var. üyelik yönetici onayı ile. |
|
|
amatör fotoğrafçılar1244 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
mülksüzler447 üyesi var. üyelik yönetici onayı ile. |
|
|
sanat müziği413 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
Küçük Şeyler539 üyesi var. üyelik yönetici onayı ile. |
|
|
tılsım311 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
hafif meşrebi mevzular165 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
aşk kırıntıları78 üyesi var. üyelik yönetici onayı ile. |
Çekip giden kadın(lar)
Adamın okuma yazması yoktu köyünden bir kızla evlendiler 15 yıl önce iki oğulları oldu peş peşe
daha iyi bir gelecek için kalkıp büyük bir şehre geldler
apartmanda kapıcılık işi buldular
adam inşaatlarda iş buldukça çalışıyor hemde karı koca kapıcılığı birlikte yürütüyorlardı
sonra kadın ev işlerinede gitmiye başladı
ve bir gün eve dönmedi
adam perişan oldu savcılığa haber verdi karım kayıp diye
sonra kadın telefon etmiş ben başka birisiyel beraberim başınızın çaresine bakın
işte böyle habersizce çekip gitti kadın
Halbuki bir babanın çocuğuna verceği en güzel hediye
onun annesini mutlu etmekti
kısaca kadın erkek fark etmiyor
bazen çekip gidiyor
insanoğlu işte çiğ süt emmiş
mecburen çiğ süt
anne göğsünde kaynatılmıyorki
BALKONDAN SİLKELEYEN KADINLAR
alttaki komşunuzun kafasına ekmek kırıntıları maydonoz sapları döken kadınlar
bakın artık köyden geleli kaç yıl oldu
artık bahçeniz çook uzaklarda kaldı
anlıyorum sizi eski alışkanlıklarınız
gaari sizde anlamaya başlasanız gözünüzü açıp etrafa bir baksanız
şehir başaka bişey teyzeler ve teyzelerin gelinleri kızları
başınızı sarıp sarmalamaya gösterdiğiniz itinayı
aynı çatı altında sizinle yaşamak zorunda olan diğer komşularınızada gösterebilirmisiniz rica ediyorum
köy artık yılda bi kez gidilebilen uzaklıkta kaldı
şimdi şehiri yaşama vaktidir
şehirli olma vaktidir